Beyşehir’in sembollerinden biri olan meşhur taş köprüsünün yakınlarında göl kıyısında kendi halinde mahzun bir yapı bulunmaktadır. Hemen her gün önünden gelip geçenler dahi bu yapıyla ilgilenmez, ilgi çekici mimarisine rağmen bu güzel yapının hikâyesi pek bilinmez. Ne var ki uzun yıllar boyunca amacı dışında kullanılan yapı, asıl kimliğini kaybetmiş, nerdeyse yarım asırdır öylece kaderine terk edilmiştir. Erbabının iyi bildiği bu güzel yapı, Demokrat Parti İktidarının Beyşehir’e kazandırdığı güzel eserlerden biridir.
İki katlı bu şirin yapı, Adnan Menderes döneminde, 1955 yılı içerisinde Devlet Su İşleri Müdürü Osman Bibioğlu tarafından DSİ Misafirhanesi-Köşk olarak yaptırılmıştır. Gölün sahillerinde rıhtıma yaslanmış bir şato gibi heybetli bu güzel yapı İstanbul Boğazı’ndaki yalılara öykünen bir havada yazlık bir köşk biçiminde inşa edilmiştir. Yapıldığı yıllarda dinlenme yeri, misafir salonu ve şöminesi fevkalade güzellikte olan köşkün balkonundan Beyşehir Gölü’nün tatlı dalgalarının sesi eşliğinde, DSİ’nin yetiştirdiği çam ormanlarının nefis kokusu konuklara muhteşem bir manzara sunardı. Zamanında misafirhane olarak tasarlanmış olan binanın odalarında Türk Kültürüne ait eserler sergilenir, Şark odasındaki biblolarla süslü köşesi konukların fazlasıyla ilgisini çeker, konuklar bu yazlık köşkün göle doğru kayacakmış gibi bir meyle sahip olmasından dolayı, onun göl el ele tutuşup taş köprüye nazire yaptığını söylerdi.
Devlet Su İşleri Misafirhanesi’nin 1956 yılında hizmete açıldığı, yurt içinden ve dışından çok sayıda misafirin burada kalmaya başladığı anlaşılmaktadır. Nitekim Kasım ayı sonlarında Amerikalı Turistler, İnbustry Officer United States Operations Missionto’dan John H. Berry Hill, eşi Fane, kızı Fassica ile Beyşehir’e gelmiş ve DSİ’nin misafirhanede kalmışlardı. Misafirler köşkün şark odasına hayran kalmış ve bilhassa şöminesinden büyük bir keyif almışlardı. Devlet Su İşlerinin Misafirhanesi bu yıllarda Beyşehir’de önemli bir konaklama ihtiyacını karşılamakta, yazın sıcak ve sıkıcı günlerinde veya kışın fırtınalı ve soğuk günlerinde Konya’dan ayrılıp Beyşehir’e gelenler gölün sahillerinde rıhtıma yaslanmış bir şato gibi heybetli duran bu yazlık sarayın içinde büyük bir keyifle kalmaktaydı.
Devlet Su İşleri tarafından yaptırılan bir hayli masraf ve emekle döşenen misafirhanenin 1961 yılında amacı dışında kullanılmasının düşünüldüğü anlaşılmaktadır. Bu tarihte söz konusu yapının memurlar için büro hâlinde kullanılması dahi gündeme gelmiştir. Bu yıllarda misafirhanenin bir bekçisi ile bir bahçıvanından başka görevlisi bulunmuyordu. Ne var ki turistik hizmette kullanılması gereken tesisin maksadı dışında kullanılması Beyşehir kamuoyunda olumlu karşılanmamıştı. Şark tipi odaları, renkli camları, banyosu ve birçok özellikleri ile göz dolduran yapı çeşitli gerekçelerle boşaltılmıştı. Söz konusu yapı bu tarihten itibaren bazen özel işletmecilere kiralanmak, bazen çeşitli kurum ve kuruluşlara verilmek bazen de derneklere tahsis edilmek üzere amacı dışında kullanılmaya devam etmiştir.
Beyşehir’in çocukları yıllarca köşkün bahçesindeki salıncaklarda sallanmış, kaydıraklarında kaymış, ilk dondurmasını, ilk pamuk şekerini hep onun bahçesinde yemiştir. Ne yazık ki uzun yıllar boyunca kaderine terk edilmiş olan bu yapı Beyşehir Gölü’nün dalgaları arasında kaybolup giden sessiz çığlıklarıyla kendisine uzanacak bir el bekleyip durmuştur. Şehrimizde bulunan her yapı, elbette çağın gerekleri doğrultusunda özgün haline, yapılış amacına ve bulunduğu yerin ruhuna uygun olarak değerlendirilmelidir. Son zamanlarda mülkiyetinin kimde olduğu, ne durumda bulunduğu ve nasıl kullanıldığı hakkında detaylı bir bilgiye sahip değilim. Ancak geçmişte Beyşehir’e gelip gidenlerin kaldığı bu güzel misafirhanenin-köşkün, şehrin mirasına uygun olarak DSİ’nin öncülüğünde bir Su ve Su Ürünleri Müzesi veya Kent müzesine dönüştürülmesi ne güzel olurdu. Söz konusu müzede suyun insan hayatı açısından ne kadar önemli olduğu gibi hususlar başta olmak üzere Beyşehir Gölü’nün bölgemiz ve ülkemiz açısından sahip olduğu değeri ve tarihi mirası dijital imkânlardan ve teknolojiden yararlanılarak ziyaretçilerin dikkatlerine sunulurdu.
Pek çok kişi gibi ben de, müzecilik üzerine yayınlar yapmış bir memleket sevdalısı olarak, bundan çok mutlu olurdum.
Kaynak: Hüseyin Muşmal, Cumhuriyet Döneminde Beyşehir (1923-1987) Konya 2025.


