Hacılar Beyaz Eşya
Acet Yapı
akdemir web son dakika üstü
Prof. Dr. Hüseyin MUŞMAL
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Hüseyin MUŞMAL
 

Hamama Giren Terler

Beyşehir’in kuruluşunda ve gelişmesinde Eşrefoğlu Külliyesi’nin çok önemli bir işlevi olduğu bilinmektedir. Eşrefoğlu Seyfeddin Süleyman Bey, külliyeyi inşa ettirirken vakfiyesini de caminin taç kapısına yazdırmıştır. Taç kapının üzerindeki kitabenin Türkçesinde şu ifadeler yer almaktadır: “Bu mübarek mescidi yapan adaletli ve hayırlı bir emir Eşrefoğlu Süleyman. Allah kabul etsin. Bezziye Hanı’nı, bu hanın ve büyük mescidin tarafındaki dükkânları, büyük hamamı, vakfiyesinde belirttiği 20 evi ve yine vakfiyede anılan ikişer gözlü Efis, Kalu ve Selman değirmenlerini vakfetmiştir. Vakıf, bütün bu kaynaklardan gelen gelirin beşte birini evladına mütevellilik olarak şart etmiştir. Evladı da büyük izzet ve devlet sahipleri Mehmet ve Eşref beylerdir. Bunlar ve evladı kuşaktan kuşağa mütevelli olacaklardır. Bu vakıf doğrudur ve şer’e uygundur. Bunu işittikten sonra kim ki şartı değiştirirse günahı onun boynuna olsun. Bu vakıf H 696 yılında yapılmıştır.” Caminin vakfiyesinde belirtilen gelirler arasında adı zikredilen "büyük hamam", Eşrefoğlu Külliyesi’nin kuzey kale kapısının güneybatı yönünde, Bedesten’in 20 m batısında yer almaktadır. Çifte hamam tarzındaki bu yapının inşa tarihi ile ilgili herhangi bir kitabe mevcut değildir. Vakfiyedeki “büyük hamam” ifadesi, külliye içerisinde bir başka hamamın daha varlığını düşündürmektedir. Nitekim bazı kaynaklarda, külliye içerisinde "küçük hamam" adıyla da anılan bir de İçkale Hamamı bulunduğu ifade edilmektedir. Beyşehir’le ilgili araştırmalarda İç Kale’nin, İçerişehir’de göl tarafında yer aldığı ve kaleden göle bir kapı açıldığı belirtilmektedir. Bu çerçevede İbrahim Hakkı Konyalı’nın ifadesiyle 1960’lı yıllarda İç Kale’nin birçok kısmı ve hamamı; Ahmet Akan’ın ve komşularının evi ile bahçelerinin temelinde, sağlam vaziyette bulunmaktaydı. Konyalı’ya göre Ahmet Akan’ın evi, İç Kale’nin ayakta duran parçalarının üzerine yapılmıştır. Evdeki abdesthanelerin atıkları hamam halvetine akıtılmış; hamamın kubbeli kısımları ve duvarları delikler açılarak ahıra dönüştürülmüştü. İ. H. Konyalı eserinde, ilgililerin daha o yıllarda İç Kale’yi derhal kurtarması ve yerli-yabancı turistlere açması gerektiğini de ifade etmiştir. Sur içinde pek çok yapı inşa ettiren Eşrefoğlu Süleyman Bey’in, beyliğini temsilen herhangi bir saray ya da köşk yaptırıp yaptırmadığı bilinmemektedir. Ancak en azından kendisinin ikamet ettiği bir köşk veya konak bulunduğu düşünülmelidir. Bununla birlikte Beyşehir’de günümüze intikal etmiş böyle bir yapı söz konusu değildir. Söz konusu köşkün yerini İçerişehir’de sur içinde, Eşrefoğlu Külliyesi’ne yakın ve göle nazır bir konumda aramak gerekir. Geçen hafta itibarıyla İçerişehir Mahallesi’nde, göle çok yakın konumda bir evin temellerinde bulunan tarihi yapı; kanaatimce Eşrefoğlu Beylerinin İç Kale içerisinde bulunan konağına ve küçük hamama ait kalıntılar olmalıdır. 27 Şubat 2026 tarihinde yayımladığımız “Yoksa Tarih Bizi Affetmez” isimli yazımızın bir bölümünde ifade ettiğimiz gibi: “Günümüzde ayakta bulunan muhteşem cami, mescit, bedesten, hamam, türbe ve medreseden başka; Eşrefoğulları dönemine ait başta şehrin etrafını kuşatan surlar ve içerisinde bulunan mezarlık, mescit ve türbelerle köşk, hamam ve konaklara dair kalıntıların toprak altında bulunduğuna şüphe yoktur. Diğer taraftan yapılacak kazılarda, bugün varlığından haberdar olmadığımız başkaca tarihi yapıların temellerine de rastlanılabileceği ihtimal dâhilindedir.” Bu açıdan söz konusu çalışmaların, bu durum dikkate alınarak itinayla ve bilinçle yapılmasında büyük faydalar bulunmaktadır. Zira ecdadımızın bizlere bıraktığı kültürel mirasımız kadar atasözlerimiz de bize yol göstericidir. Eskilerin ifadesiyle: “Hamama giren terler…”  
Ekleme Tarihi: 14 Nisan 2026 -Salı

Hamama Giren Terler

Beyşehir’in kuruluşunda ve gelişmesinde Eşrefoğlu Külliyesi’nin çok önemli bir işlevi olduğu bilinmektedir. Eşrefoğlu Seyfeddin Süleyman Bey, külliyeyi inşa ettirirken vakfiyesini de caminin taç kapısına yazdırmıştır. Taç kapının üzerindeki kitabenin Türkçesinde şu ifadeler yer almaktadır: “Bu mübarek mescidi yapan adaletli ve hayırlı bir emir Eşrefoğlu Süleyman. Allah kabul etsin. Bezziye Hanı’nı, bu hanın ve büyük mescidin tarafındaki dükkânları, büyük hamamı, vakfiyesinde belirttiği 20 evi ve yine vakfiyede anılan ikişer gözlü Efis, Kalu ve Selman değirmenlerini vakfetmiştir. Vakıf, bütün bu kaynaklardan gelen gelirin beşte birini evladına mütevellilik olarak şart etmiştir. Evladı da büyük izzet ve devlet sahipleri Mehmet ve Eşref beylerdir. Bunlar ve evladı kuşaktan kuşağa mütevelli olacaklardır. Bu vakıf doğrudur ve şer’e uygundur. Bunu işittikten sonra kim ki şartı değiştirirse günahı onun boynuna olsun. Bu vakıf H 696 yılında yapılmıştır.”

Caminin vakfiyesinde belirtilen gelirler arasında adı zikredilen "büyük hamam", Eşrefoğlu Külliyesi’nin kuzey kale kapısının güneybatı yönünde, Bedesten’in 20 m batısında yer almaktadır. Çifte hamam tarzındaki bu yapının inşa tarihi ile ilgili herhangi bir kitabe mevcut değildir. Vakfiyedeki “büyük hamam” ifadesi, külliye içerisinde bir başka hamamın daha varlığını düşündürmektedir. Nitekim bazı kaynaklarda, külliye içerisinde "küçük hamam" adıyla da anılan bir de İçkale Hamamı bulunduğu ifade edilmektedir. Beyşehir’le ilgili araştırmalarda İç Kale’nin, İçerişehir’de göl tarafında yer aldığı ve kaleden göle bir kapı açıldığı belirtilmektedir. Bu çerçevede İbrahim Hakkı Konyalı’nın ifadesiyle 1960’lı yıllarda İç Kale’nin birçok kısmı ve hamamı; Ahmet Akan’ın ve komşularının evi ile bahçelerinin temelinde, sağlam vaziyette bulunmaktaydı. Konyalı’ya göre Ahmet Akan’ın evi, İç Kale’nin ayakta duran parçalarının üzerine yapılmıştır. Evdeki abdesthanelerin atıkları hamam halvetine akıtılmış; hamamın kubbeli kısımları ve duvarları delikler açılarak ahıra dönüştürülmüştü. İ. H. Konyalı eserinde, ilgililerin daha o yıllarda İç Kale’yi derhal kurtarması ve yerli-yabancı turistlere açması gerektiğini de ifade etmiştir.

Sur içinde pek çok yapı inşa ettiren Eşrefoğlu Süleyman Bey’in, beyliğini temsilen herhangi bir saray ya da köşk yaptırıp yaptırmadığı bilinmemektedir. Ancak en azından kendisinin ikamet ettiği bir köşk veya konak bulunduğu düşünülmelidir. Bununla birlikte Beyşehir’de günümüze intikal etmiş böyle bir yapı söz konusu değildir. Söz konusu köşkün yerini İçerişehir’de sur içinde, Eşrefoğlu Külliyesi’ne yakın ve göle nazır bir konumda aramak gerekir. Geçen hafta itibarıyla İçerişehir Mahallesi’nde, göle çok yakın konumda bir evin temellerinde bulunan tarihi yapı; kanaatimce Eşrefoğlu Beylerinin İç Kale içerisinde bulunan konağına ve küçük hamama ait kalıntılar olmalıdır. 27 Şubat 2026 tarihinde yayımladığımız “Yoksa Tarih Bizi Affetmez” isimli yazımızın bir bölümünde ifade ettiğimiz gibi: “Günümüzde ayakta bulunan muhteşem cami, mescit, bedesten, hamam, türbe ve medreseden başka; Eşrefoğulları dönemine ait başta şehrin etrafını kuşatan surlar ve içerisinde bulunan mezarlık, mescit ve türbelerle köşk, hamam ve konaklara dair kalıntıların toprak altında bulunduğuna şüphe yoktur. Diğer taraftan yapılacak kazılarda, bugün varlığından haberdar olmadığımız başkaca tarihi yapıların temellerine de rastlanılabileceği ihtimal dâhilindedir.” Bu açıdan söz konusu çalışmaların, bu durum dikkate alınarak itinayla ve bilinçle yapılmasında büyük faydalar bulunmaktadır. Zira ecdadımızın bizlere bıraktığı kültürel mirasımız kadar atasözlerimiz de bize yol göstericidir.

Eskilerin ifadesiyle: “Hamama giren terler…”

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.