Trump’un yakın arkadaşı, Türkiye büyükelçisi ve Suriye temsilcisi milyarder Tom Barrack “The Amargi” isimli bir gazetecinin “Türkiye ile PKK arasındaki barış sürecine nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna şu cevabı verdi: “Hayranım….. Bence bu yol daha uzun. Bu, Kürtlerin yaşadığı dört büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkan tanıma fırsatı. Bu yüzden Kürtler için umutluyum. Suriye bunun harika bir örneği oldu.
Suriye Demokratik Güçleri ve mazlum Kürtler ile entegrasyon iyi gidiyor. Biliyorsunuz, karşıt bir durumda olup sonra tekrar uyum sağlamak oldukça zor. Ama iyi iş çıkarıyorlar.
Ayrıca Irak dosyasına yeni bakmaya başladım. Barzani ve Talabani ailesine de hayranım. Kürtler harika ve tarihleri de harika. Mirasları etkileyici. Zaman içinde kendi devletlerini kuramamış olmaları üzücü. Bu yüzden hayal kırıklığı yaşadıklarını anlıyorum. Ama umut şu ki, artık bulundukları ülkelerde entegrasyonla hak ettikleri refaha ulaşabilirler.”
Barrack, 30 Ocak mutabakatıyla Suriye ordusu içinde PYD’ye 4 tugay tahsis edilmesiyle sonuçlanan, Haseke Valisi’ni, Suriye Savunma Bakan Yardımcılığını ve yerel polis gücünü bölücü terör örgütüne bırakan Suriye’deki sözde “entegrasyon” sürecinin “harika bir örnek” olduğunu da dile getirdi.
ABD, 2011’de başlayan Suriye iç karışıklığının getirdiği sürecin sonunda amacına ulaştı ve Suriye’de Ahmet Eş Şara liderliğinde yeni yönetimini oluşturdu. Yıllarca besleyip büyüttüğü Suriye PKK’sına (SDG/PYD-YPG) Haseke’de istediği düzeni kurdurdu. Eline asil Türk milleti ve müslümanlığın değişmez bekçisi mehmetçiğin kanı bulaşan, PKK’lı terörist Sipan HEMO’yu Savunma Bakan Yardımcısı yaptı. Suriye’de istediği sonuca şimdilik ulaşan ABD, askerlerini Irak’a çekti, DEAŞ’lıları da Irak’a nakletti. ABD için (İsrail’in yaramazlıkları hariç) Suriye’de işlem tamam. Tüm dünya ülkeleri İran’a odaklanmışken Suriye’de bunlar oldu.
Keza ABD, 2003’te Irak’ın işgali ve Saddamın devrilmesinden sonra Irak’ta istediği düzeni kurup bölgesel Kürt yönetimini oluşturmuştu.
ABD başlattığı son savaşla İran’ı dizayn etmeye çalışıyor. Ancak Irak’ın kuzeyinde topladığı PKK,DEAŞ ve dünyanın değişik yerlerinden gelen paralı teröristleri, İran’da istediği gibi kullanamadı. Bunun sebebi; İran’ın içinde istediği karışıklığı sağlayamaması ve (ABD ve siyonist soykırımcı İsrail’in saldırıları İran halkını birbirine kenetledi.) İran’ın füzelerinin Irak’taki ABD hedefleri ve Bölgesel Kürt yönetiminin kontrolündeki petrol kuyularını etkin bir şekilde vurmasıdır. ABD İran’da emperyalist emellerine ulaşabilir mi? Bunu zaman gösterecek. Ancak biraz fazla zorlanacak gibi gözüküyor.
Türkiye’nin İran’daki gelişmeler karşısındaki tutumuna bakacak olursak; Türkiye sağlıklı, istikrarlı ve tarafsız bir İran politikası izlemektedir.
Terörsüz Türkiye süreci açısından bakarsak; Irak’ın kuzeyinde mağaralarında bekleşen hain PKK’lı yöneticiler; ağa babaları ABD’nin talimatını bekliyorlar. Türkiyenin atacağı adımlar; ağzında bakla ıslanmayan, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi Tom Barrack’ı tatmin edecek mi? Ne kadar tatmin edecek? Bu soruların cevabı; şehit ettikleri mehmetçik, polis, öğretmen, güvenlik korucusu ve vatandaşlarıyla birlikte çocuklarınında hayallerini öldüren, en önemlisi bütün bu olanlardan habersiz, dünyaya gözlerini yeni açmış suçsuz günahsız bebeklerin katili PKK terör örgütünün geleceğini belirleyecek gibi gözüküyor.
ABD’nin İran planı da bittikten sonra ne mi olacak? Sıra Büyük Ortadoğu projesinin son ayağı olan Türkiye’ye gelecek.
Bu nedenle Çanakkaleyi, İnönüyü, Sakaryayı, Büyük Taarruzu tekrar yaşamamak için tarihten ders almalıyız. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının, kahraman mehmetçikle kan akıtarak yazdıkları tarihi iyi okumalıyız ki tekerrür etmesin. Türk milleti ve milliyetçiliğine ırkçılık gözüyle bakanların gözünü oymalıyız, Atatürk milliyetçiliğine sarılmalıyız, mücadele ruhumuzu kaybetmeden, TEK MİLLET,TEK BAYRAK, TEK VATAN, TEK DEVLET parolasıyla, atalarımızın kanla yazdığı destanın sonucu kurulan “ULUS DEVLET’e” sahip çıkarak savunma sanayimizde son on yılda geldiğimiz noktadan daha da ileri gitmek için çaba sarf etmeliyiz.


