Hacılar Beyaz Eşya
Acet Yapı
akdemir web son dakika üstü
Recep Cansu
Köşe Yazarı
Recep Cansu
 

HİSSEDİLMEYEN DEPREM

Yazıma meslek hayatımızda yaşadıklarımızı bütün yalınlığı ile anlattığımız anı romanımız TULPAR’dan bir bölümü alıntılayarak başlamak istiyorum. Yıl 1995: “İlk görevlerimizden bir tanesi Bayrampaşa cezaevinde arama ve sayım faaliyeti. Birlikten araçlarla hareket ederek cezaevine ulaştık. Görev planlamaları yapıldı. Cezaevi personeli ile birlikte hainlerin yattıkları koğuşlarda arama yapacağız. Cezaevi ana girişinde uzun bir koridor ve koridordan koğuşlara açılan büyük demir kapılar mevcut. Koridora timlerimizle giriş yaparak dış duvar kenarda yerimiz aldık. Gireceğimiz koğuşun kapısının üzerindeki küçük pencere deliği açıldı. Cezaevi Savcısı, Cezaevi Müdürü ve Cezaevi Tabur Komutanı hainlerin içerideki sorumlusu ile büyük demir kapı önünde bir müddet görüşme yaptılar. Garibimize gitti. Biraz sonra demir kapı açıldı ve içeri girdik. İçerisi geniş uzun büyük bir oda, sağlı sollu ranzalar ve elbise dolapları var. Koğuşun sonundaki köşelerden birinde kitaplık ve karşısındaki köşede ise perdelerle kapatılarak revir oluşturulmuş. Tıbbi müdahale malzemeleri ile donatılmış. Uzaktan görebildiğimiz kadarıyla kitaplık yasak yayınlarla dolu. Her tarafta hainlerin kullandığı Sarı-Kırmızı-Yeşil renklerde bez parçaları mevcut. Kaleşnikof Piyade Tüfeği silahının tahtadan yapılmış maketleri eğitim için ortalıkta dolaşıyor. Biz ki hainlerin yok edilmesi için her operasyonda çatışmaya girmişiz, şehitler vermişiz, gazilerimiz olmuş, bu yola hayatımızı adamışız. Bu manzara bizi şok etti. Yasak bez parçalarını, silah maketlerini ve yasaklanan kitapları topluyoruz. Hükümlü ve tutuklularla arbede yaşamaya başladık ki faaliyet durduruldu. Yetkililer aralarında görüşme yaptılar. Komandoların koğuşları terk edip koridorda hazır kıta beklemelerini söylediler. Bizlerde koğuşu terk ederek koridora çıktık. Faaliyetleri bitinceye kadar koridorda hazır kıta bekledik. Faaliyet bitimi tabura dönüş yaptık. Cezaevleri hainlerin kurtarılmış bölgeleriydi. İçeriye giren her bir şahıs hainlerin eğitimlerinden geçiriliyor, dışarı çıktıklarında ruhen ve bedenen tam olgunlaşmış bir hain olarak mücadelelerine devam ediyorlar. Oysaki cezaevinde cezasını çeken şahısların ıslah edilmesi gerekiyor. Bakanlık görevlileri cezaevlerine gönderiliyor ve cezaevindeki hainlerin sorumluları ile pazarlıklar yapıyorlar. Verdiğimiz mücadelede siyasi iradenin yalpalaması, saçma sapan uygulamaları, hainlere verilen tavizler yoğunlukta. Bu bizim mücadelemizi maalesef sekteye uğratıyor ve bizi üzüyor.Cezaevlerinde hâkimiyetin tam olarak sağlanamaması, içeriye hainlerin hükmetmesi ve istediklerini yapmaları tam bir rezalet. Cezaevleri dışarıda faaliyet yürüten hainlerin arka bahçeleri, eğitim yuvaları olmuş. Ta ki hayata dönüş operasyonlarına kadar. Siyasi irade bu sorunun artık sonlandırılması kararı alması ile yapılan müdahalelerle cezaevlerinde hayat normale döndü. Dönemin hükümeti ve Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami TÜRK’ün kararlı duruşlarıyla operasyona başlandı. Hayata dönüş operasyonlarıyla,memleketin varlığını tehdit eden hainlerin semirdiği ve eğitildiği bir alan yok edildi. Devlet yaşam alanına müdahale eden hainlerin eğitildiği arka bahçesini nihayet temizledi. İstanbul’da görev yaptığımız süre içerisinde cezaevlerinin iç yönetiminin içler acısı durumunu gittiğimiz görevlerde defaten yaşadık ve verdiğimiz mücadelenin sekteye uğramasının sebeplerinden birisinin bu durum olduğu kanaatine vardık.Ama ne olursa olsun hainlerle sonuna kadar mücadeleye devam etmeye ant içmiştik. Bu durumlar bizim mücadele azmimizi negatif olarak etkilemekle beraber daha da perçinledi.” Geçmişte geç alınan tedbirler yüzünden cezaevlerinde kandırılan binlerce Kürt genci PKK terör örgütünün elinde yok oldu.  Bugün ‘terörsüz Türkiye süreci’ olarak adlandırılan süreçte PKK terör örgütü ve legal uzantılarının ülkemizde ve dışarıda fiili olarak yaptıkları faaliyetlerin çoğunluğu suçtur. Sürecin sekteye uğramaması için işlenen bu suçlar görmezden gelinmemelidir. Öldürülen hainleri anma etkinlikleri, sözde önemli günleri anma etkinlikleri, spor müsabakalarında atılan sloganlar bunlara örnektir. Süreci yönetenler dağdaki hainlerin silahlarını nasıl bıraktırırız diye karmaşık düşüncelerdeyken, teröristler ve legal uzantıları ırkçıvari milliyetçilik yaparak  normal vatandaşı sempatizan, sempatizanları militan, militanları ise eline silah verip savaştıracak caniler üretmek için yoğun çaba harcamaktalar.  Diğer taraftan hainlerle verilen mücadelede devletinin yanında yer alan, bizimle dağlarda ve soğuk gecelerinde omuz omuza mücadele eden, şehit ve gaziler veren Kürt vatandaşlarımız sözde çözüm sürecinde olduğunu gibi yine boşluğa düştüler. Gelecek günler açısından bu durum çok sakıncalı ve tehlikelidir.  Her suç türünde olduğu gibi, devlet zamanında işlenen suçlara müdahale etmez ise o suç sarmalı ülkeyi sarar. Başlatılan bu süreçte işlenen suçlara müsaade edilmemeli ve acilen tedbir alınmalıdır. Şanlı Türk tarihini hala iyi okuyamayanlar unutmamalıdırlar ki; ulu Önder Atatürk ve mehmetçiklerinin  yedi düvel düşmanı kovalayıp kurulan Türkiye Cumhuriyeti ne Irak’tır, ne Suriye’dir, ne Filistin’dir, ne Lübnan’dır, ne Libya’dır, ne Mısır’dır, ne Afganistan’dır, ne İran’dır. Ne de bazılarının dilinden düşürmediği Yugoslavya’dır. Bu topraklar atalarımızın kanlarıyla sulanarak bize emanet edilmiş Türk yurdudur. İçerde ve dışardaki aç tavuklar şu an kendilerini darı ambarında görebilirler. Ancak Türkiye Cumhuriyeti her zaman 18 yaşındadır. Biz dağlarda mücadele ederken kerpiç evlerden çıkıp gelen yağız vatan evlatlarının ayranları kabardığında neler yaptıklarına şahidiz elhamdülillah.
Ekleme Tarihi: 29 Eylül 2026 -Salı

HİSSEDİLMEYEN DEPREM

Yazıma meslek hayatımızda yaşadıklarımızı bütün yalınlığı ile anlattığımız anı romanımız TULPAR’dan bir bölümü alıntılayarak başlamak istiyorum. Yıl 1995: “İlk görevlerimizden bir tanesi Bayrampaşa cezaevinde arama ve sayım faaliyeti. Birlikten araçlarla hareket ederek cezaevine ulaştık. Görev planlamaları yapıldı. Cezaevi personeli ile birlikte hainlerin yattıkları koğuşlarda arama yapacağız. Cezaevi ana girişinde uzun bir koridor ve koridordan koğuşlara açılan büyük demir kapılar mevcut. Koridora timlerimizle giriş yaparak dış duvar kenarda yerimiz aldık. Gireceğimiz koğuşun kapısının üzerindeki küçük pencere deliği açıldı. Cezaevi Savcısı, Cezaevi Müdürü ve Cezaevi Tabur Komutanı hainlerin içerideki sorumlusu ile büyük demir kapı önünde bir müddet görüşme yaptılar. Garibimize gitti. Biraz sonra demir kapı açıldı ve içeri girdik. İçerisi geniş uzun büyük bir oda, sağlı sollu ranzalar ve elbise dolapları var. Koğuşun sonundaki köşelerden birinde kitaplık ve karşısındaki köşede ise perdelerle kapatılarak revir oluşturulmuş. Tıbbi müdahale malzemeleri ile donatılmış. Uzaktan görebildiğimiz kadarıyla kitaplık yasak yayınlarla dolu. Her tarafta hainlerin kullandığı Sarı-Kırmızı-Yeşil renklerde bez parçaları mevcut. Kaleşnikof Piyade Tüfeği silahının tahtadan yapılmış maketleri eğitim için ortalıkta dolaşıyor. Biz ki hainlerin yok edilmesi için her operasyonda çatışmaya girmişiz, şehitler vermişiz, gazilerimiz olmuş, bu yola hayatımızı adamışız. Bu manzara bizi şok etti. Yasak bez parçalarını, silah maketlerini ve yasaklanan kitapları topluyoruz. Hükümlü ve tutuklularla arbede yaşamaya başladık ki faaliyet durduruldu. Yetkililer aralarında görüşme yaptılar. Komandoların koğuşları terk edip koridorda hazır kıta beklemelerini söylediler. Bizlerde koğuşu terk ederek koridora çıktık. Faaliyetleri bitinceye kadar koridorda hazır kıta bekledik. Faaliyet bitimi tabura dönüş yaptık. Cezaevleri hainlerin kurtarılmış bölgeleriydi. İçeriye giren her bir şahıs hainlerin eğitimlerinden geçiriliyor, dışarı çıktıklarında ruhen ve bedenen tam olgunlaşmış bir hain olarak mücadelelerine devam ediyorlar. Oysaki cezaevinde cezasını çeken şahısların ıslah edilmesi gerekiyor. Bakanlık görevlileri cezaevlerine gönderiliyor ve cezaevindeki hainlerin sorumluları ile pazarlıklar yapıyorlar. Verdiğimiz mücadelede siyasi iradenin yalpalaması, saçma sapan uygulamaları, hainlere verilen tavizler yoğunlukta. Bu bizim mücadelemizi maalesef sekteye uğratıyor ve bizi üzüyor.Cezaevlerinde hâkimiyetin tam olarak sağlanamaması, içeriye hainlerin hükmetmesi ve istediklerini yapmaları tam bir rezalet. Cezaevleri dışarıda faaliyet yürüten hainlerin arka bahçeleri, eğitim yuvaları olmuş. Ta ki hayata dönüş operasyonlarına kadar. Siyasi irade bu sorunun artık sonlandırılması kararı alması ile yapılan müdahalelerle cezaevlerinde hayat normale döndü. Dönemin hükümeti ve Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami TÜRK’ün kararlı duruşlarıyla operasyona başlandı. Hayata dönüş operasyonlarıyla,memleketin varlığını tehdit eden hainlerin semirdiği ve eğitildiği bir alan yok edildi. Devlet yaşam alanına müdahale eden hainlerin eğitildiği arka bahçesini nihayet temizledi. İstanbul’da görev yaptığımız süre içerisinde cezaevlerinin iç yönetiminin içler acısı durumunu gittiğimiz görevlerde defaten yaşadık ve verdiğimiz mücadelenin sekteye uğramasının sebeplerinden birisinin bu durum olduğu kanaatine vardık.Ama ne olursa olsun hainlerle sonuna kadar mücadeleye devam etmeye ant içmiştik. Bu durumlar bizim mücadele azmimizi negatif olarak etkilemekle beraber daha da perçinledi.”

Geçmişte geç alınan tedbirler yüzünden cezaevlerinde kandırılan binlerce Kürt genci PKK terör örgütünün elinde yok oldu. 

Bugün ‘terörsüz Türkiye süreci’ olarak adlandırılan süreçte PKK terör örgütü ve legal uzantılarının ülkemizde ve dışarıda fiili olarak yaptıkları faaliyetlerin çoğunluğu suçtur. Sürecin sekteye uğramaması için işlenen bu suçlar görmezden gelinmemelidir. Öldürülen hainleri anma etkinlikleri, sözde önemli günleri anma etkinlikleri, spor müsabakalarında atılan sloganlar bunlara örnektir. Süreci yönetenler dağdaki hainlerin silahlarını nasıl bıraktırırız diye karmaşık düşüncelerdeyken, teröristler ve legal uzantıları ırkçıvari milliyetçilik yaparak  normal vatandaşı sempatizan, sempatizanları militan, militanları ise eline silah verip savaştıracak caniler üretmek için yoğun çaba harcamaktalar. 

Diğer taraftan hainlerle verilen mücadelede devletinin yanında yer alan, bizimle dağlarda ve soğuk gecelerinde omuz omuza mücadele eden, şehit ve gaziler veren Kürt vatandaşlarımız sözde çözüm sürecinde olduğunu gibi yine boşluğa düştüler. Gelecek günler açısından bu durum çok sakıncalı ve tehlikelidir. 

Her suç türünde olduğu gibi, devlet zamanında işlenen suçlara müdahale etmez ise o suç sarmalı ülkeyi sarar. Başlatılan bu süreçte işlenen suçlara müsaade edilmemeli ve acilen tedbir alınmalıdır. Şanlı Türk tarihini hala iyi okuyamayanlar unutmamalıdırlar ki; ulu Önder Atatürk ve mehmetçiklerinin  yedi düvel düşmanı kovalayıp kurulan Türkiye Cumhuriyeti ne Irak’tır, ne Suriye’dir, ne Filistin’dir, ne Lübnan’dır, ne Libya’dır, ne Mısır’dır, ne Afganistan’dır, ne İran’dır. Ne de bazılarının dilinden düşürmediği Yugoslavya’dır. Bu topraklar atalarımızın kanlarıyla sulanarak bize emanet edilmiş Türk yurdudur. İçerde ve dışardaki aç tavuklar şu an kendilerini darı ambarında görebilirler. Ancak Türkiye Cumhuriyeti her zaman 18 yaşındadır. Biz dağlarda mücadele ederken kerpiç evlerden çıkıp gelen yağız vatan evlatlarının ayranları kabardığında neler yaptıklarına şahidiz elhamdülillah.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.