“Hani Rabbin meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti…” (Bakara, 2/30)
Bugün insan olarak üzerimize aldığımız bu büyük sorumluluğun ne kadar farkındayız? Yüce Allah’ın bu ilahi buyruğuyla başlayan emanet; akıl ve cüz-i irade sahibi olan insanoğluna yüklenmiş en önemli yükümlülüktür. Bu kutlu görev, iki temel boyutuyla hayatımıza yön verir: İlki, insanın yeryüzünü şereflendirmesi ve kendisine irade bahşedilmesi yönüyle büyük bir lütuf ve nimet; ikincisi ise insanın yeryüzünde iyiliğin, merhametin ve adaletin öncüsü olma görevi ile bir sorumluluktur. Peki, biz bu emanetin farkında mıyız?
Halifelik makamıyla şereflendirilen insanın hayatında, sahip olduğu nimetleri saymaya kalksak buna ömrümüz yetmez. Ömür, sağlık, akıl, bilgi ve mal gibi saymakla bitiremeyeceğimiz her bir lütuf, Yüce Allah’ın bizlere sunduğu eşsiz birer armağandır. İşte bu noktada insan; hem halifelik görevini yerine getirmek hem de bu bitmeyen nimetlerin farkında olmak zorundadır. Kendisine bahşedilen her lütfa bir teşekkür borcu olarak, kulluğun yüklediği sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir. Nitekim Rabbimiz, yeryüzündeki varlığımızın ve üstlendiğimiz tüm sorumlulukların asıl gayesini, “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56) buyruğu ile açıkça ortaya koymakta; insanın yeryüzündeki en temel ve asıl ödevinin hakkıyla kulluk etmek olduğunu belirtmektedir. Bu durumda insan; yeryüzünde adaleti ve merhameti yayarak halifelik görevini yapmalı, sahip olduğu nimetlerin şükrünü ise samimi bir kullukla taçlandırmalıdır.
İnsan, yüklenmiş olduğu bu sorumlulukları yerine getirirken önündeki engellerin de farkına varmalı; nefsin arzu ve ihtirasları, şeytanın durmak bilmeyen vesvesesi, kibir, kıskançlık, öfke, bencillik ve daha birçok kötü hasletten de uzak durmalıdır. Kişi önce kendini bilmeli, nefsini kontrol etmeyi öğrenmelidir. Kendi nefsini hesaba çekebilen ve nefsini teskin eden insan, kulluğun özüne erişmiş olacaktır.
Sorumluluk sahibi ve emanet bilinciyle yaşayan insan, aynı zamanda ailesine ve çevresine karşı da sorumludur. Anne babanın evladına, evladın anne babaya, eşlerin ise birbirlerine karşı sorumlulukları vardır. Bu sayede toplumun huzuru tezahür edecek, güven ve kardeşlik köprüsü kurulacaktır. Böylece insan, üstlenmiş olduğu emaneti hakkıyla kucaklayabilecektir. Dünya hayatının bu geçici zaman diliminde emanetin hesabını verebilen bir inançla hareket etmek; hayırlı işler yapmak, hayra vesile olmak, insanlara karşı adil davranmak, yaratılanı yaratandan ötürü sevmek, kardeşliğin gereğini yerine getirmek ve nihayetinde temel hedef olan Allah’ın rızasını kazanma gayretini taşımak gerekir.
Bu vesile ile emanetin farkında olabilenlerden olma duası ile...
Selam, dua ve muhabbetlerimle...


